Alper ÖZCAN || Blog

Lost Karakterleri ile Bazı Felsefeciler Arasındaki İlişki

Geçtiğimiz günlerde kuzenim Tuğba ablam bana bir mail atmış. Mailin ekinde yer alan dosyada Lost hakkında ilginç ve düşündürücü bir yazı yer alıyordu. Kaynak olarak kuzenimi gösteriyorum. Biraz araştırdım, sanırım Guncel.Net adlı internet sitesi hazırlamış bu yazıyı.

Tuğba ablama teşekkür ederek, söz konusu yazıyı burada paylaşıyorum:

Dizide yer alan üç karakter (ki bu karakterlerden biri çoktan öldü) aydınlanma çağının çok önemli üç İngiliz düşünürünün adını taşıyorlar.


NEDEN BU İSİMLER SEÇİLDİ?

Lost dizisinde ortaya atılan pek soru ve gizem var ki TV başındaki izleyiciler bunları çözmek için uğraşıp duruyor. Anlaşılan o ki dizinin final bölümüne kadar da bu gizemli sorular devam edecek.

Dizideki karakterlerinin isimlerini aldığı İngiliz filozofların kim olduklarını ve felsefe tarihindeki önemlerini açıkladığımızda, Lost dizisinin gizemini çözme yolunda önemli bir adım atmış olacağınıza inanıyoruz.

İşte isimlerini felsefe tarihinden alan üç LOST karakteri:

1. Edmund Burke: Bu karakteri (şimdilik) tek bir bölümde izledik. 3. sezonun 7. bölümü olan Not in Portland adlı bölümde Juliet Burke‘ün (Elizabeth Mitchell) hayatına geri dönüş yaptığımızda, Juliet’in eski kocası Edmund Burke ile tanışmıştık. Zeljko Ivanek‘in canlandırdığı Dr. Edmund Burke, Juliet ile aynı laboratuarda çalışan ama başkalarının araştırma projelerini kendine mal etmeye çalışan hasis ve güvenilmez bir tipti. Kendisine çarpan otobüs yalnızca onun ölümüne yol açmakla kalmamış, Juliet’in için Ada’ya giden yolu da açmıştı.

Gerçek Edmund Burke ise (1729 -1797) İrlanda kökenli bir İngiliz devlet adamı ve yazar olup Amerikan kolonilerinin bağımsızlığına destek vermiş ancak Fransız devrimine kesinlikle karşı çıkmıştı. Anglo-Amerikan muhafazakarlık ideolojisinin kurucusu olarak kabul edilir.


2. David Desmond Hume:
Henry Ian Cusick tarafından canlandırılan Desmond Hume karakteri ilk olarak bir ‘inanç ve bilim adamı’ olarak görünmüştü daha sonra ise "live together, die alone" (birlikte yaşar, yalnız ölürüz) sözüyle akıllarda ve gönüllerde kendine yer buldu. Desmond’ın daha önceki hayatındaki gelişmeleri izlerken birden gördük ki bu karakterin tam adı David Desmond Hume.

Gerçek David Hume (1711 – 1776) İskoçya kökenli filozof, iktisatçı ve tarihçi olup, Batı felsefesinin en önemli figürlerinden biri olarak kabul edilir. İnsan zihninin ve potansiyelinin kavranabilmesi için ilahi bilimlerin yeterli olmayacağını, ancak deney ve gözlemler yoluyla gerçek bilgiye ulaşılabileceğini ileri sürmüş olan Hume, Isaac Newton‘ın bilimsel devrimci yaklaşımlarından çok etkilenmişti.


3. John Locke:
Terry O’Quinn adlı aktör tarafından canlandırılan John Locke karakteri dizinin başlangıcından itibaren çarpıcı bir figür olarak yer aldı. Kötürüm olarak geldiği adada tekrar yürüme becerisine kavuşan Locke, adada sakin ve akil bir adam izlenimi verdi. Ancak geri dönüşlerden anladığımız kadarıyla adaya gelmeden önce son derece sinirli ve duygusal bir figür olarak görünüyordu. Dördüncü sezonun finalinde ‘Ötekilerin’ (Others) liderliğine kadar yükselen John Locke ‘adada kalmak’ konusunda çok ısrarlıydı.

Gerçek John Locke (1632 – 1704) çok önemli bir İngiliz filozofu olarak kendisinden sonra gelen çok sayıda düşünürün zihin haritalarını değiştirmiş ve İngiliz siyasi felsefesinin oluşumuna büyük katkılarda bulunmuştur. Liberalizm ilkesinin temellerini atan Locke, bireyin özgür iradesini ön plana çıkaran ‘deneyci’ bir düşünce tarzını savundu. Görüşleriyle hem Fransız devrimini hem Amerikan devrimini etkiledi. Bugün ‘bireysel kimlik’ veya ‘kişilik’ olarak nitelendirdiğimiz kavramlar üzerinden insanı inceleyebiliyorsak, bunu John Locke’a borçluyuz.


“Lost Karakterleri ile Bazı Felsefeciler Arasındaki İlişki” konusunda 2 Yorum Var:

  1. UtQ,
    31 Aralık 2008 Çarşamba - 1:07:43 zamanında gönderdi:

    Benim izlediğim en başarılı dizi Lost. Ne “Prison Break” ne “Heroes” onun gibi değildi. (Yazar notu :!: : Prison Break nedense bağımlılık yaptı ya!) Benim için en önemli yanı dizileri izlerken istemeden de olsa aklımı dürten hatalardır. Beyne batan hatalara rastlamadığım dizi oscarını çoktan kazandı. Bu yazıda da anlatılanlarla ilgili olsa gerek. Bu kadar ayrıntıyı işlemek hatasızlığı getiriyor olsa gerek.

  2. O kadar ayrıntı, aslında daha büyük hatalara ve eksikliklere davetiye çıkarmak demek kanımca. Ama adamlar güzel işliyorlar ve bu kadar ayrntıyı birbiriyle güzel ilişkilendirip, götürüyorlar. Hem Lost, hem Prison hem de Heroes için diyorum ben bunları. Çünkü bu 3 dizi de kendi kulvarında, farklı hitap ettiği konuları ve insanlara vermek istedikleriyle gayet iyiler. Ve senaryoları en azından 4 sezonluk bölümlerini birbirine compleks bi şekilde bağlayan ve sürekli eski bölümlerden bir şeylerin ortaya çıktığı heyecanlar veriyor. Daha ilk bölümden, 4 sezon sonraki bölüm hakkında bir şeye işaret edilmeye çalışılıyor, sırf dizi uzasın diye yeni bölümler katmadıklarından, eskiden de bi kopukluk yaşanmıyor.

    :!1: Yazar & Yorumcu Notu oldu bu :D

Yorum Yazın